2019’un son ayına girdik. Koca bir seneyi daha bitiriyoruz. Aslında artık biten yılların bir önemi yok. Kimisi yaşlanıyorum diye üzülürken küçük yaştakiler de bir yaş daha büyüdük diye seviniyor. Bana soracak olursanız, şu genç yaşımda diyebilirim ki; seneler gittikçe kötüleşiyor.

Özelikle 2010’dan sonra insanlara bir şeyler oldu. Artan teknolojik imkanlar ve maddi bolluklar insanları 180 derece döndürdü adeta. Kapitalizm insanları alabildiğine bireyselleştirdi, yalnızlaştırdı, dejenere etti.

Evvela komşularıyla ya da akrabaları ile eşit ekonomik koşullara sahip olan birtakım insanlar, biraz zenginleştikçe sonradan görme haline gelip diğer insanları küçümser hale geldiler. Nereden geldiklerini, kimle yaşadıklarını unuttular. Ya müstakil evlere kapandılar ya da kendilerini yine çoğunluğu kendileri gibi hatta onlardan beter olan insanların yaşadığı lüks sitelere hapsettiler. Oralarda da huzur bulamadılar.

Akrabaya iyilik yapmadıkları gibi onların iyiliklerini de istemediler. Akrabalarının düşkünlük, yardıma muhtaç hallerinde; bu durumlarına ya sevindiler ya da hiçbir şey yapmamayı tercih ettiler. İyi günde de kötü günde de yanlarında olmadılar ama kendilerinin kötü günlerinde mutlaka yanlarında yer almalarını istediler. Ancak bir şartla, faydaları olacaksa!

Komşusu açken tok yatmadılar çünkü artık komşuları yoktu. Varsa da onları komşudan saymamaya başladılar. Çünkü kendi denkleri değillerdi onlar. Başka bir şeyler istiyorlardı. Sadece sıcak bir gülüş, samimi bir sohbet yetmiyordu sanki onlara. Menfaat getirmeyen her şey gereksiz gibiydi onlar için. Ahlaki ve kültürel değerleri çoktan terk etmişlerdi zira.

Tuhaftı. En çok dinden dem vuranlar kendileriydi ama dinin toplumsal ve dayanışma ile ilgili olan hükümleri dahil hiçbirini yerine getirmeyen yine kendileriydi. En çok tevazudan, sade yaşamdan bahseden kendileriydi ama yine herkesten çok mal-mülk düşkünleri de ta kendileriydi.

En çok hak, adalet, hukuk, helal, haram kelimelerini dillerine dolayan kendileriydi ancak sırf biraz daha zengin olmak yahut toplum tarafından kabul görmek için tüm bunları bir kenara bırakıp, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” moduna ilk geçenler de kendileri oldu. Söylemler değişti, “Bu adaletsizlik bana değil sevmediğim insanlara yapılıyor, ben iyisi mi susayım” demeye başladılar.

İlginç hale geldiler. Eskiden toplumdan uzaklaşmamak, kopmamak için uğraşan ve konuşacak insan kalmamış diye yakınan kendileri bugün kimseyle konuşmamak, karşılaşmamak için adeta köşe kapmaca oynar durumdalar.

2010 yılı milat yılıydı sanki. Ondan önceki güzel yıllarda yaşanan akrabalıklar, komşuluklar, arkadaşlıklar yok olup gitti. Bunların yerini son 10 yıldır; köhne, samimiyetsiz, dejenere olmuş halleriyle mal-mülk sevdalıları, sonradan görme kodamanlar, menfaatçi insanlar aldı. İşte bu yıllara taktığım isim: Beter Yıllar.