13-18 Temmuz 1995 tarihleri arasında Srebrenitsa’da 8 binden fazla Boşnak, Bosnalı Sırplar tarafından katledildi. Yıllar sonra Hollanda’nın Lahey kentinde kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, Sırp General Mladiç’i soykırımdan suçlu bularak müebbet hapis cezasına çarptırdı. Birleşmiş Milletler Barış Gücü karargahına sığınan Boşnakları, kampı kuşatan Sırp güçlerine teslim edenler ise karargahı denetiminde bulunduran Hollandalı askerlerdi.

Uluslararası Adalet Divanı, Yugoslavya İç Savaşı sırasında Srebrenitsa’da yaşananları SOYKIRIM olarak nitelendirdi. Oysa 2.Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da yaşanan bu en büyük katliam Müslüman Boşnaklara karşı gerçekleştirilirken, Batı tüm olanlara seyirci kalmıştı. Toplu mezarlarda bulunan Boşnaklardan bu güne kadar kimlikleri tespit edilebilen 6 bin 500’ü defnedilebildi.

1974 yılında Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanarak adaya müdahalesi olmasaydı, katliamların başladığı Kıbrıs’taki Türklerin durumu da Bosna’dan farklı olmayacaktı. Faşist darbeci Nikos Sampson’un 15 Temmuz 1974 tarihinde, Yunanistan’daki albaylar cuntasının desteğiyle Kıbrıslı Rumların lideri Makarios’a karşı gerçekleştirdiği darbede yaklaşık 2 bin darbe karşıtı Rum öldürülmüş ve Türk köylerinde katliamlar başlamıştı. Adada üssü bulunan ve uluslararası anlaşmalar gereği 3 garantör devletten biri olan İngiltere olaylara müdahale etmemiş, yaşananların Kıbrıslı Türklerin katledildiği 1963 olaylarından daha vahim bir sonuca gittiğini değerlendiren Türkiye, 20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Barış Harekatını başlatmıştı.

Bir iç savaş yaşandığı gerekçesiyle müdahale edilmeyen Bosna’da ise binlerce günahsız Müslüman Boşnak, Sırp güçlerinin gerçekleştirdiği katliamların kurbanı olurken yaşananlar ‘Avrupa’nın göbeğinde bir SOYKIRIM’ olarak tarihe geçti.