Nasreddin hocanın torunlarına, Akşehir’in tarihini sorduğunuzda, çok eski bir şehir cevabını alırsınız. Kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, Akşehir’in Antik çağlara dayanan, Hitit, Frigya, Pers, Roma ve Bizans dönemlerine kadar uzanan bir tarihi vardır.

Romalılar döneminde BAL SEVENLER ŞEHRİ, Arap akınları sırasında BELDE-İ BEYZA, Selçuklu döneminde AKŞAR. İbrahim Hakkı Konyalıya göre ise, Sultandağlarından süzülen leziz sularından dolayı, SUŞEHRİ.

Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin tarihi izlerini taşıyan Akşehir, Cumhuriyet’in kuruluş döneminde de Batı cephesi karargâhı olarak, görevini onurla üstlenmiştir.

Nasreddin hoca, Sivrihisar’da köy imamı olan babasından almış olduğu eğitimini geliştirmek maksadıyla, Konya ve Akşehir’de bulunan alimlerden ders almak için, 1237 yılında Akşehir’e gelmiştir. Nasreddin Hocamız gönüllerimize taht kuran, birçok âlim, bilge ve kanaat önderlerinin huzur mekânı olarak seçtikleri dönemin inanç merkezi olan Akşehir’de, Seyit Mahmut Hayrani ve Şeyh Hacı İbrahim Veli başta olmak üzere, bölgede bulunan diğer alimlerden de ilim tahsil etmiştir.

Nasreddin Hocaya nerelisin diye sorulduğunda, daha evlenmedim ki cevabını verirmiş. Akşehir’de evlenen hocamızın eşinin mezarı da, Köprülüzade’ye göre Kozağaç mahallemizdedir. Çocuklarına ait mezar taşları da Akşehir müzesinde koruma altındadır. Akşehir’de vaizlik, kadılık, medrese hocalığı yapmış ve 1284 yılında Akşehir’de vefat etmiştir.

Nasreddin Hoca sadece Anadolu’da değil, bütün Türk coğrafyasının ve ayrıca Balkan ve Batı uluslarının tebessüm kaynağı olmuştur. Gülümseterek öğreten kişiliği, Çin sınırlarını aşarak evrensellik kazanmış, onunla ilgili birçok fıkralar, özellikle çocuk tiyatro oyunları sergilenmiş ve hakkında sayısız makaleler yazılmıştır.

Dünya milletlerinin ve bazı şehirlerimizin sahiplenmek istediği Nasreddin Hocanın mezarı, kendi adını taşıyan Akşehir Nasreddin Hoca mezarlığındadır. Hocamızın türbesinin dört tarafının açık olmasına rağmen, kapısında büyükçe bir kilit olmasının anlamının; Allahualem kilidin iyi insanlar için olduğunu, aksi takdirde hırsızın her yerden girebileceğini, yine onun döneminde yaşayanların, bizlere Nasreddin Hoca’nın tarzını aktarmak için yaptıkları bir hatıra olduğunu düşünüyorum.

NASREDDİN HOCAMIZ, DÜNYANIN ORTASI AKŞEHİR’DE, YEŞİL KUBBELİ TÜRBESİNDE, İNŞALLAH HUZURLA YATMAKTADIR.

Akşehirliler mezarlığa Fatiha okumak için gittiklerinde, önce Nasreddin Hocamıza, sonra yakınlarına dua ederler. Akşehirliler için Nasreddin Hocanın maneviyatı, çok değerlidir. Hocamız başta olmak üzere, tüm yakınlarımıza Allah’tan mağfiret diliyorum.

Hocamız engin ilim, irfan sahibi, erdemli, kişilikli, hazır cevap, bilge ve filozof düşünceli, İslam âlimi olan değerli bir şahsiyettir. Zinhar Nasreddin Hoca ne meddah, ne komedyen, ne yalancı, ne de fıkra yazarı olan birisi değildir. Nasreddin Hoca’nın ders vermek maksadıyla, nükteli anlatımlarını biz fıkra olarak algılıyoruz.

Hocanın üstün zekâsı ile her yaş gurubu insanın anlayacağı ve aklında kalacağı şekilde, insanları Hak’tan yana, adaletli, ahlaklı olmaları için, gülümseterek, düşündüren, esprili ama yalansız söz ve davranışlarla ikna ettiğine şahit oluyoruz.