Geçtiğimiz bayram arefesinde yürüyüş yapmak için evimden çıktım. Niyetim çarşıdan askeriyeye kadar yürümekti. Huzurlu bir şekilde yürüyüşüme başladım. Ancak kaldırımlardan yürümek mümkün mü? Kimi dükkanınındaki eşyaları kaldırıma dökmüş kimi restorantını kaldırıma taşırmış masa sandalye kurmuş kimisi arabasını boydan boya kaldırıma park etmiş… Aklıma şu soru geldi: Hadi ben bir şekilde yola inerim, çıkarım bu eşyaların, arabaların etrafından dolanırım ve yoluma bir şekilde devam ederim ama ya engelli olsaydım nasıl gidecektim yoluma?

Görme engelli birisinin herhangi bir eşyaya yahut arabaya çarpmadan yoluna devam etmesi mümkün değil. Üstelik yoldan kastım kullanma hakkının sonuna kadar yayaya ait olduğu kaldırım! normal yoldan yürümeyi falan geçtim zaten. Tekerlekli sandalyeli bir engellinin kimsenin yardımı olmadan gideceği yere ulaşması gerçekten çok zor. Niye mi? Bizim muhterem arabasını gider engelli rampasının önünde park eder de ondan! Niye mi? Yine aynı muhterem sanki kaldırım babasının tapulu arazisiymiş gibi kaldırıma boylu boyunca park eder de ondan! Niye mi? Patron 3-5 müşteri daha oturtmak için kaldırımı restoRANT’a çevirir de ondan! Oh ne güzel memleket be pehh…

Sana şunu sormak isterim muhterem: Sen bir kez bile olsa kendini bir engelli vatandaşın yerine koyup onunla empati yaptın mı? Gerçi cevap belli yapsaydın bu hareketleri yapmazdın. Bak muhterem sana şunları söylemek istiyorum: Engelli doğmak yahut sonradan engelli olmak kimsenin tercihi ve isteyebileceği bir durum değildir. Şu an sağlıklı bir yaşam süren bir birey ileride kendisinin engelli bir hayat sürmeyeceğini garanti edebilir mi? Soruyu kendi vicdanına sorarsın artık.

Kaldırıma geri çıkalım. Askeriyeye yaklaştıkça kaldırımda bisiklet sürenler ile karşılaştım. Şimdi diyeceksiniz ki: “Bisiklet yolu dururken bunların kaldırımda ne işi var?” Bisiklet yolumuz güzel olmuş eyvallah. Tabi kullanabilseydik daha güzel olacaktı. Sağ olsun boydan boya arabalar güzelce park edip bisiklet yolunu kapladıkları için garipler kaldırıma çıkmış. Ne yapsınlar hiç kızmam onlara.

Aynı güzergahtan eve döndüm sağ salim çok şükür. Eşe, dosta, komşulara bayramda bu yaşadığım bir günü anlattım. Çoğunun bana dediği söz şu oldu: “Burası Türkiye gardaş” Benim güzel memleketim bu cevabı hak ediyor mu? soruyorum. Vatandaşın gözünde böyle ise yabancılar ne düşünüyordur? Ne düşündüklerini söyleyeyim. Gurbetçiler bu manzarayı gördüklerinde: “Nasıl oluyor böyle herkes kural tanımadan istediğini yapıyor, çok kötü bir durum, Avrupa’da hiç böyle olmaz hemen cezasını keserler.” Çok şey söylüyorlar aslında bize lakin yüzümüz kızarır mı?

İlgilisine naçizane bir hatırlatma!
Kabahatler Kanunu madde 38: “Yetkili makamların açık veya yazılı izni olmaksızın meydan, cadde, sokak veya yayaların geçtiği kaldırımları işgal eden veya buralarda mal satışa arz eden kişiye belediye zabıtaları görevlileri tarafından idari para cezası verilir”

Son söz… Kaldırımlara -o eski kaldırımlara- şiir bile yazılmış bak oku, şair ne güzel yazmış:

“İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.”

Ahh nerede o eski kaldırımlar?