Siz mutlu musunuz, etrafınızdakiler mutlu mu? Mutluluk nedir? Mutluluk nedir bunu ben de bilmiyorum. Sadece sizin gibi bildiğimi sanıyorum çünkü gerçekten mutlu olabilir miyiz? Evet, farkındayım; hiçbirimiz, aslında bir tek bazılarımız mutsuz değiliz. Hayatımız da bu akışında devam etse işler fena olmaz ama daha iyisi varken neden bu halimizi tercih edelim ki?

Mutluluğun tanımı olarak eminim şu ana kadar yüzde 95’iniz güzel anılarını, ailesiyle, arkadaşlarıyla geçirdiği zamanları düşünüyor. Bir kısmı üniversitedeyken yaptığı şeyleri ve hatta bazıları ise çocukluğunu düşünüyor. “Mutluluk” sindirilir ve yok olur.

Mutluluğun olayını bir şeye benzetmek gerekirse, bana sorarsanız aynen yemek yemeye benziyor. Şimdi güzel sulu pespembe olan trüflü bir et yediğinizi düşünün. Kestiğiniz gibi sulu içi tabağa akıyor, ağzınız sulandıkça sulanıyor. Yanında da güzel bir içecek. Şimdi bu ağız sulandırıcı hayali konuya bağlamak gerekirse; Trüfler mutluluğu sembolize ediyor. Hayatın değerli ama minnacık ve kolayca kaybolan mutluluğu, yemek ise o mutlu anların yaşanmasına yardımcı olan, aileyi, arkadaşları ve yeri. Bu yemeği yemek için çok kısa bir süreniz var, bekledikçe tadı kaçıyor ve bu yemek siz ne kadar istemeseniz de eninde sonunda bitecek. İşte bu da mutsuzluğun bittiği andır. Geçen süre bu örnekte üstümüze eklenen sorumluklarla aynı şey. Her şey okula gitmekle başlar. Ardından sınavlara, not ortalamasına, sat skorlarına, ap alıp alamamana, üniversite kabulüne, iş bulup bulamamana, hayatta başarılı olup olamamana kadar gider. Peki şimdi sormanız gereken şey; her gün o eti yemek varken siz neden kalkıp gitmeyi tercih ettiniz. Evet, kalıp otursaydınız toplumun deyimiyle “Bundan hiç bir şey olmamış” derlerdi. Boş boş okudu da ne oldu. O yüzden hiçbirimiz mutluluğu sorumlulukların üstüne koymayız. Evet araya bazen küçük küçük şeyler sıkıştırırız ama bunun amacı keyif almak değil, o sorumlulukların stresinden birikmiş basıncın bir kısmını atmak içindir.

Seneler geçer, yaşlanırsınız; sorumluluklar kalkar, artık özgürsünüzdür, mutlu olabilirsiniz ama ne yazık ki artık enerjiniz kalmamıştır. Zaten hastasınızdır, hayatınızın son birkaç senesi ve yapabildiğiniz tek şey geriye dönüp o mutlu olmak, hayatın keyfini çıkarmak yerine çalıştığınız, gereksiz adamlara daha iyi bir pozisyon için yağcılık yaptığınız anları hatırlamaktır. Kendinizi tek avuttuğunuz şey ise o stresi atmak için araya sıkıştırdığınız küçük mutluluklardır. O yüzden yaş tavan yapınca, o klasik hikayeler başlar. Orada işin gerçeği size mutluluk anılarını değil, pişmanlıklarını anlatıyorlardır.

Evet, bana sorduğum sorunun cevabı verilebiliyor, mutluluk diye bir şey gerçekten de var ancak biz statü yapacağız, insanların gözünde iyi gözükeceğiz diye hepsini tuvaletten aşağı çektik. Yani sorumun tam cevabına gelirsek de; evet mutluluk var, mutlu olabiliyoruz da ama siz bunu hayattan keyif almak için değil, mutsuz, tatsız, siyah beyaz yaşantının içinde stres ve sinirden patlamamak için keyif almak gereken bir şeyi bir araç olarak kullanıyorsunuz. Mutluğun ve zamanın değerin bilmek kadar önemli bir şeyin olamadığının da önemini son defa vurgulamak isterim.