İnsanlar toplum içinde konuşarak, yazarak ya da davranışlarıyla kendilerini ifade ederler.

Bunun neticesinde de hak ettikleri sıfatları kazanırlar.

Bazen PERVASIZ’ca, sınır ve kişi tanımadan yaşar, konuşur ve yazarlar.

Bazen Cesaretli ama mülayim, cehaddini ve sınırlarını bilerek, incitmeden mesaj verecek şekilde kendilerini kabul ettirirler.

Bazen de Pısırık, gücün karşısında tepkisiz ve dilsiz, her söyleneni kabul ederek, tüm yapılanlara ses çıkartmadan uyuntu bir hayat yaşarlar.

Bu davranışlar aynı zamanda kişinin karekter ve cesaretinin de ölçüsüdür.

Ya akılda kalırlar ya da hiç esameleri dahi okunmaz; sadece yer, içer, yaşar, ölür ve kısa sürede unutulurlar.

Tabiki bu tür davranışların, dünya ve Ahirette bedelleri vardır.

Hakkı, hukuku, doğruyu ve insanlığı savunmanın bedeli, her ne kadar bazen dünya için cehennem hayatı olsa da, Ahiret’te Allah’ın istediği ve sevdiği mücadeledir.

Susmayın, konuşun, tebrik edin, takdir edin, teşekkür edin…

Susmayın, sevmediğinizi, beğenmediğinizi, yanlış olduğunu söyleyin fakat uyarılarınız, tahrik edici olmasın, ölçülü ve yapıcı olsun.

Zinhar maksadınız üzüm yemek olsun, bağcıyı dövmek değil!

Mutlaka bir tarafta olun, bu seçiminizin maddi, manevi bir bedeli olacağını da düşünerek, her zaman HAK tarafında olun.

El alem ne der diye düşünmeyin, doğruların peşiden gidin. Gittiğiniz yolda velev ki haksızlık ve yanlışlığı farkettiniz, ısrarcı olmayın, orayı terkedin.

Adil olun, net fikirli olun, zalimin karşısında zararınıza dahi olsa hakkı üstün tutun ve inandığınız, doğru bildiğiniz davanızı tek başınıza dahi kalsanız savunmaya devam edin.

Güce tabi olmayın. Başınız eğilse bile vücudunuz dik kalsın.

Her zaman kendinize saygınız ve güveniniz olsun.

Hayatınızda savunup anlatacağınız bir fikriniz, yaşadığınız bir davanız olsun.

Kavga etmeyin ama kavgadan da kaçmayın.

Haksızın yanında yüksekte oturacağınıza, Haklının yanında ayak ucunda oturun …