İstiklal Marşı’nın şairi Mehmet Akif Ersoy, Milli Mücadele yıllarında Ankara’da Burdur Milletvekili olarak bulunuyordu. Büyük Taarruz öncesinde TBMM’sinin aldığı bir karar uyarınca ordunun durumunu yerinde görmek üzere bir heyetin Batı Cephesi Karargahı olan Akşehir’e gönderilmesine karar verdi. Bu heyet içerisinde milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’da yer almıştı.

TBMM 29 Temmuz 1922 tarihinde Batı cephesinde bulunan orduların Kurban bayramını tebrik etmek, askerin moralini yükseltmek, ordunun savaşa hazırlık durumunu (maddi ve manevi açıdan) tespit etmek amacıyla dört kişilik kurul oluşturdu. Kurulda Karesi Milletvekili Abdülgaffur Hoca, Burdur Milletvekili Şair Mehmet Akif, Kayseri Milletvekili Atıf Bey ve Ali Fuat (Cebesoy) Paşa vardı.

2 Ağustos 1922’de Ali Fuat Paşa başkanlığında Ankara’dan otomobille hareket eden TBMM heyeti Çay’dan itibaren trenle yoluna devam etti. Heyet akşam saatlerinde Akşehir’e ulaştı.

3 Ağustos 1922 Perşembe günü Kurban Bayramı arifesi olduğu için öğle namazından sonra Mehmet Akif bütün Akşehirlilerle birlikte Nasreddin Hoca mezarlığına gittiler. Nasreddin Hoca Türbesini ziyaret ederek dua ettiler. Nükte ve latifeyi çok seven Mehmet Akif, Nasreddin Hoca merhumun en nefis ve zarif hikâyelerini, fıkralarını zaman zaman söylerdi. İşte bunlardan birisi:
“-Hoca’ya gül gibi karın var, demişler.
-Evet, demiş, ben de hissediyorum. Çünkü dikenleri bana batıyor!”
3 Ağustos akşamı Garp Cephesi karargâhında İsmet İnönü TBMM heyetine uzun uzuncephedeki durumu anlattı. Fakat Ali Fuat Paşa’yı ikna edemedi. Gece yarısına kadar oturdular.
4 Ağustos 1922 Cuma günü Kurban Bayramı idi. Akşehir’de Mehmet Akif bayram namazını ve daha sonra Cuma namazını kıldı. Bayramlaşmak için Akşehir Beledi Dairesi olan Batı Cephesi Karargâhı’nda toplandılar. Karargâhta TBMM namına Ali Fuat Paşa tebrikleri kabul etti. Karargâh önünde herkes birbiriyle bayramlaştı. Askerler, heyet üyeleri ve halk bir aradaydı. Bayramlaşma sonunda Akşehir Müftüsü Numan Efendi dua etti. Duanın sonunda:
“Tanrım bize zafer günlerini göster!” dedi ve herkes “Amin” diyerek duayı bitirdi. Hatıra fotoğrafları çekildi.

5 Ağustos 1922 tarihinde Ali Fuat Cebesoy Başkanlığındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi heyeti, cephede incelemelerine devam etti.Ali Fuat Paşa heyetin üyelerinden Mehmet Akif Bey hakkında şunları söylüyor: “Gerçek yurtsever ve dini bütün Müslüman olan Mehmet Akif, saydığım ve sevdiğim yakın bir arkadaşımdı.” O gün cephedeki erat ve komutanlarla birlikte oldular.Ali Fuat Paşa heyetin gördüklerini yaşadıklarını şöyle anlatır:“ Kumandan, subay ve asker arkadaşlarımız arasında geçen bu kısa zamanın sevincini asla unutmam. Kıtalarımızın hareketlerinde karşılaştığımız görünüş, canlılık ve savaş yeteneği, kahraman arkadaşlarımızın sevgi dolu bakışları, bizlere zafer günlerinin pek uzak olmadığı duygusunu vermişti. Bu cephenin eski bir kumandanı olarak yaptığım denetleme ve incelemelerden, subay ve askerlerimizin iyi eğitim ve öğretim gördüklerini, acımasız ve saldırgan bir düşmandan öç almak gününü sabırsızlıkla beklediklerini görmüştüm.”

6 Ağustos 1922 tarihinde Mehmet Akif’inde dâhil olduğu heyet Akşehir çevresindeki kolorduları ziyaret ettiler. O gün yaşananları Ali Fuat Paşa şöyle anlatmaktadır:
“Ordularımızın morali çok yüksekti.
Hatırladıkça bugün bile büyük bir duyguyla titrerim. Tören düzeninde dizilmiş bir tümenin kıtalarını denetliyorduk. Hepsi aslanlar gibiydi. Mehmet Akif, kendinden geçmişti. Dudaklarından kendi yazdığı İstiklal Marşı’nın dizeleri dökülüyordu:
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.”
Beni solumdan izleyen Akif’e döndüm. Gözlerinde yaşlar birikmişti. Bu coşkulu görüntü karşısında kendini tutamıyordu.
-Akif Bey siz ağlıyorsunuz, dedim.
-Ne yapayım sevincimi bastıramıyorum, yanıtını verdi ve sonra ekledi:
“Ama sizin de gözleriniz yaşlı paşam!”
Arkadaşım doğru söylüyordu. Ben de çok duygulanmıştım. Gözlerimde birikenler sevinç gözyaşlarıydı. Ben aslında hep böyleyimdir. Bu yaşta bile önümden bir alay sancağı geçse, duygulanır ve tıkanacak gibi olurum. Asker ocağı benim her şeyimdir. Bütün gençliğim orada geçti.
Ankara’ya döndükten sonra, Batı Cephesindeki izlenimlerimi anlatırken, bu olaydan da söz ettim. Gazi’nin dinlerken o ışık saçan mavi gözlerinde biriken yaşlar, birden yüzüne döküldü, ağlıyordu. Fakat bu yaşların anlamı, çok daha başka ve çok daha yüceydi:
“Fuat Paşa, başaracağız.”
Dedi.

Bu üç vatansevere gözyaşı döktüren asker 20 gün sonra büyük taarruzu başlatacak ve 30 Ağustos da Yunan ordusunu bozguna uğratacaktır.Mustafa Kemal Paşa’nın “başaracağız” sözü gerçek olacaktır. Onlara minnettarız…

Kaynak: Hasan Basri Çantay, Akifname, 1966 İstanbul Sayfa 28-43

İsmail Hakkı Şengüler, M. Akif Külliyatı. 10. Cilt. Mert Yayıncılık S. 173
Ali Fuat Cebesoy-Sınıf Arkadaşım Atatürk-1966